5 Mart 2016 Cumartesi

ARAF





Yâ Rabbi!
 
"Bârigâh-ı Ehadiyyet"ine el açtık, boyun büktük...Senin kapına ilticâ edip senden birşey isteyeni, kapından boş çevirmeyeceğini kullarına ben haber verdim...Senin kapına geldik...Birçok şeyler istiyoruz...Bunu söylemek için dile hâcet yok...Sen kalblerden geçen bütün efkârın hâlikısın...Sana ne hâcet lisân ile takrîr-i hâl edelim...Semî', Basîr, Alîm, Hakîm, 'Adl, Kuddûs, Hayy u Kayyûm sensin...Madem sen öyle istiyorsun haydi lisân ile de isteyelim... 

Bizi affet...Şekâvetimizi se'âdete kalb eyle...Sana giden yol üzerinde ayaklarımızı sâbit eyle...Sana yürüyerek gelene sen koşarak gelirsin...Seni zikredeni sen de zikredersin...Senin verdiğin nimetlere şükredene nimetlerini ziyâde edersin...Maddî ve manevî bütü nimetlerine şükürler olsun...En büyük nimetin şudur ki, "Zât-ı Ulûhiyyet"ine bizi kul ettin, sevgili Peygamber'ine ümmet ettin, cümle peygamberlere îmân nasîb ettin...Seni tevhîd ederiz, şerîkin nazîrin yokdur, "leyse ke mislihî şey'ün", hiçbir şey senin mislin olamaz, Kâdir u Kayyûm sensin...Birşeyi yapacağın vakit, "izâ erâde şeyen en yekûle lehû kün fe yekûn", sen bir şeyi murâd ettiğin vakit, kün dersin o şey derhal olur...Öyleyse hüküm senindir, biz mahkûmuz...Sen Gâlib'sin biz maglûbuz...Sen Kaviyy'sin biz za'îfiz...Sen Rezzâk'sın biz açız...Sen Hayy'sın biz meyyitiz...Bizi nûr-i tevhîd ile dirilt...Gözümüzden gaflet perdesini kaldır...Cemâl'ini görmeye lâyık kıl...Üzerimize ağır ağır yükler yükleme yâ Rabb!...Bizim kuvvetimiz az...Biz za'îfiz, sen Kaviyy'sin yâ Rabbi!...Bizden hatâ senden 'atâ yâ Rabbi!...Yalvarıyoruz...Senden istiyoruz...Bizi azîz et...Bizi "fî mak'adi sıdkin 'inde melîkin muktedir" sırrına mazhar kıl...Bize Sıddîk'inin sıddîkiyyetinden hisse ver... Ömer'in adlinden adâlet ihsân eyle..Osman'ın hayâsından, zühdünden ve Kur'ân'a hizmetinden bizi hissedâr eyle...Ali'nin ilmi hakkı için, Hayder-i Kerrâr'ın cûd ü keremi ve sehâsı hakkı için, "lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikâr" hakkı için, bizleri Hayder-i Kerrâr ile haşr et ve mübârek ellerinden âb-ı Kevserden cümlemizi sîrâb et...

Âdem'in safiyyetine, Nûh'un neciyyetine, İbrâhîm'in halîliyyetine bizleri mazhar kıl...Mûsâ nebîne Tûr-i Sinâ'da hitâb ettiğin gibi, bizim vücûdumuzu bize Tûr eyle de öyle hitâb eyle...Îsâ rûhullah hakkı için, mukaddes annesi Meryem hakkı için, Hazret-i Îsâ'ya indirdiğin İncil hakkı için, İncil'de mestûr bulunan esmâ-yı hüsnâ hakkı için...Hazret-i Kur'an hakkı için... Esrâr-ı Kur'ân hakkı için... Kur'an'daki müteşâbihat hakkı için...Elif-lâm-mîm...Elif-lâm-mîm...Elif-lâm-mîm...Allahu lâ ilâhe illâ hüvel hayyul kayyûm...ve ilâhüküm ilahün vâhid lâ ilâhe illâ hüve'r-rahmânü'r-rahîm...Elif-lâm-râ...Elif-lâm-mîm-râ...Kâf-hâ-yâ-ayn-sad..Tâ-hâ... Elif-lâm-râ...Elif-lâm-râ...Elif-lâm-râ...Hâ-mîm...Ayn-sîn-kâf...Hâ-mîm...Hâ-mîm...Hâ-mîm...Hâ-mîm...Hâ-mîm...Hâ-mîm...Hâ-mîm...Hâ-mîm...Sûretü'l-Mülk ve Sûretü'l-Feth hürmetine..."İsm-i A'zam"ın hürmetine...Habîbin Muhammed'in okuduğu Kur'ân hürmetine, bizi buradan boş çevirme yâ Rabbi!..Hidâyetine mazhar kıl...hidâyetinde dâim eyle....İbâdet ve tâ'atdan bize zevk ver...Tembelliğimizi bizden al...Fakrımızı gınâya çevir...Bizleri "Nazar-ı İlâhiyye"ne lâyık bir kalbe mâlik kıl...Dillerimizi isminle süsle...Bizi buradan boş çevirme...

Üzerimize teveccüh etmiş ve edecek kazâları, belâları, elemleri, kederleri ve musîbetleri def' ü ref' eyle yâ Rabbi!...Vatanımıza selâmet ver...Vatanımızın ve milletimizin dâhilî ve hâricî düşmanlarını senin Kahhâr ismine havâle ettik...Harb felâketinden bizleri koru yâ Rabbi!...Çocukları yetîm, kadınları dul bırakma...Anneleri, babaları ağlatma....Ma'mûr olan şehirleri harâbeye çevirme yâ Rabbi!...Fakat kaderullahda harb olacak ise, ehl-i îmânı ehl-i küfr üzerine gâlib eyle...

Son kelâmımızı Kur'ân-ı Mecîd ve Kelime-i Tevhîd eyle...Îmân ile göçmek nasîb eyle...Sâlihlere ilhâk eyle...Nârından âzâd eyle...Lutf u kereminle, ihsân u inâyetinle cennetine meccânen dâhil kıl...Allahümme halaktenî meccânen ve rezaktenî meccânen vedhuli'l-cennete meccânen...

Duâmızı kabûl et, bizleri memnûn et...Habîbin Muhammed hürmetine, "İsm-i A'zam"ın hürmetine, indinde mergûb ve mahbûb olan kullar hürmetine...Fâtiha...

Muzaffer Efendi Hazretlerinin her zamanki gibi irticâlen yaptığı bu duâ, 16 Kasım 1984 târihindeki bir sohbet meclisinde kaydedilmişdir...

http://defter-i-ussak.blogspot.com.tr/2016/03/muzaffer-efendi-hazretlerinin-bir-duas.html
alınmıştır.

29 Şubat 2016 Pazartesi

başkasına ayna olmak ve kırılmak üzerine


İnsanın kendine itiraf etmekten korktuğu hakikatleri
Hakikatlerin dillenip haykırması ne sarsıcı...
artık kendini kandırabileceğin bir bahanen kalmaz
Ve öylece kendine yaptığın şeyin dev aynasına bakar bulursun kendini.
o an işte bütün tanıdığın kadınların güzelliği gelir gözlerinin önüne...
her birine imrendikçe acılarını küçümser, üstelik onlara öfkelenirsin...
Dev aynada asılı kalan o benliğin al aşağı olur.  Bu kabulleniş değildir çaresizliği, yenilgi değildir. 
Sadece bilirsin sebeblerin ısırganlara sarılmak gibi nasıl sarmaladığını seni. 
Her şey yerli yerindedir sonuçta...
Her şuh kahkahadan sonra olanı ezbere bilsen de her defasında ilk defa acıyormuş gibi karşılarsın olup biteni. 
Herkes 'seni mutsuz görenler' kendini suçlamayı bırakmalısın diyenler aynı zamanda bilmezler içinin artık hiç düzelmeyeceğini...öylece rahat konuşurlar. Keşke dinlediğim 'kendimi'siz de dinleyebilseydiniz!

27 Şubat 2016 Cumartesi

OLANLAR...



Geçmiş, gelecek, an...
bir sorgu sual her an...
bir tat rengi kesret 
acılaşan daima vahdet...
büyükler ne söylerdi,
ne ederdi azalan ve artan
bir karambole yuvarlandı kardan adam.
ateşi yok say-(ıl)man ah...
bu öfke!
bu naif salınış hemen ardından...
ey zıtlıkların dirilişi,
bedeninde bir yer de bana aç!
öyle bomboş saklambaç!
derin derin yaşıyorum yaşımı 
gözlerimde buhar,
hiç çoğalmadı, azalmadı bu efkar.
yerinde say!
neymiş kolay olan,
gözlerimi hiç!
hiç gözlerimi açmasan...
kefenim ruhuma zırh, 
 garabet!
ruhum aşkıma paravan!
his-miş, 
mişli giller 
iyi bilirler mizahını dünyanın.
karartmış kimi gözünü
kimi bahtını!
ne telaş!

19 Şubat 2016 Cuma

TAVŞAN GİBİ ÖLMEK!




NE ZAMAN KIZAR?
NEYE ÖFKELENİRSİN?

KIYAMET

أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَن يُتْرَكَ سُدًى

Sanır mı insan muhmel bırakıla!
Kıyame-36


bir ezandan diğer ezana bekleyiş gibi 
-bekliyoruz-

10 Temmuz 2015 Cuma

ORUÇ/Tuğba Sağıroğlu

Bizim Müslüman olarak oruç tutmamızın sebebi bizi yaratanın, bize hayat verenin Allah olduğunu bütün insanlığa göstermektir. Biz bir şeyler yiyip içtiğimiz için ayakta kalıyor değiliz. Yani açlığa tahammül imtihanı değildir oruç. Oruç şuurlu olarak bir Müslümanın kendisini Allah’ın yarattığını ve hayatta tuttuğunu göstermek üzere Allah’tan başka bir şeye hayatta bulunmak için ve hayatını idame ettirmek için muhtaç olmadığını göstermek üzere tuttuğudur.

İsmet Özel

16 Mayıs 2015 Cumartesi

Burukluk/Tuba Sağıroğlu

HER AKŞAMÜSTÜ SANIYORUM Kİ, 
ARTIK DÜNYANIN SONU GELMİŞTİR. 
ÜZERİNDE YAŞADIĞIM BU TOPRAK, 
YA İÇİNDEKİ GİZLİ DERT İLE ŞİŞİP ÇATLAYACAK 
YA DA BİR DEHŞETLİ GÜRÜLTÜ İLE 
YERİN DİBİNE DOĞRU ÇÖKÜP GİDECEKTİR. 

YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU    





   EVET, DİBİ GÖRÜNMEYEN KUYULARA ATILAN TAŞ NASIL ÇIKARDIĞI SESLE ONLARIN DERİNLİĞİNİ GÖSTERİRSE BAŞKALARININ ELEMİ DE BİZİM YÜREKLERİMİZE DÜŞTÜĞÜ ZAMAN ÇIKARDIĞI SESLE BİZE KENDİMİZİ, İNSANLIĞIMIZIN DERECESİNİ ÖĞRETİR. 

REŞAT NURİ GÜNTEKİN       






SEVGİ GARİP BİR YANGIN. 
YAŞAMASI İÇİN BÜYÜMESİ GEREK. 
O YANGINA HERŞEYİNİ ATACAKSIN; 
ZAMANINI, GURURUNU, DEHANI..! 

CEMİL MERİÇ

4 Nisan 2015 Cumartesi

YASEMİNLERİM DE AÇTI

başkalarının yarasına merhem olursam yaram kabuk bağlayacak ve iyileşecek...

bunu iyi biliyorum...bencileyin düştüğüm yerden ancak böyle kalkabilirim...

bir de daha az dinlemeliyim kendimi...

kendimi az, denizi kuş seslerini çok...

dostlarım ah benim dostlarım,

özledim sizinle dünyanın çok da yaşanacak bir yer olmadığını konuştuğumuz

ve ayaklarımızın suya eriştiği o günleri...

sanki yirmili yaşlarımda değilde yetmiş seksenlerinde yazıyor gibiyim değil mi?

öyle öyle...

içim ihtiyar ama umutluyum,

bir bahar yağmuruyla

bir toprak kokusuyla

bir deniz selamlamasıyla

bir kuş cıvıltısıyla

sana olan aşkımı hatırlayacağım

ve iyi olacağım

dünyadaki tüm acılara rağmen

iyi olacağım!

YETER Kİ SEN BENDEN RAZI OL!


Ya Rabbi!
Kuvvet ve kudretimin en zayıf haliyle, elimdeki çarelerin en basitiyle, insanların gözündeki en hafif şahsiyetimle Senin huzurunda Sana yalvarıyor ve Sana sığınıyorum.

Ey Merhametlilerin En Merhametlisi!
Sen yeryüzünde hakları ellerinden alınan Mustad’aflar’ın Rabbisin. Sen benim Rabbimsin. Sen beni kimlere bırakıyorsun, beni sert ve haşin bir şekilde karşılayan bir yabancıya mı? Yoksa bir düşmana mı?
Şayet bana öfkeli ve dargın değilsen ben hiçbir şeye aldırış etmem, tahammül ederim. Fakat senin himaye ve koruyuşun benim için daha hoştur.
Dünya ve Ahireti düzene koyan, karanlıkları aydınlığa boğan nûrunun altında inecek olan gazabından veya bana musallat olacak öfkenden sığınacak tek varlık Sensin. 
Yeter ki Sen benden razı ol, tüm niyazım Sanadır; zaten Senin dışında ne bir güç ne de bir sığınak vardır. 

İbn-i Hişam, Siret, cilt:II, s.48.


04 NİSAN CUMARTESİ 01:30
Rüyalar bölünce uykumu

23 Mart 2015 Pazartesi

ZAMAN


Susarak anlattım bütün gizliyi
Sakladım duygumu ben konuşarak

Bir acı tarlası sessiz yüzünde
Aşkı yürürlüğe koyma savaşı

İçimde bir düzen kaynaşmaktadır
Büyük ve çekingen bakışlarından

En iyi anlatış artık susmaktır
Anladım bunu ben seni bilince

Gel denize yaslan yalnız denize
Sırrını denizler taşır insanın

Zaman bir hızdir ve yıldızdır akan
Esneyen günler ve gece üstünden

Bir uyku bölmezse anılarımı
Korkarım çıldırtır bu hayal beni

Gözlerin ne kadar İstanbul öyle
Sebiller uçuşur parmaklarında

Ortak günlerimiz tarih şöleni
Saçlarında sayfa sayfa güneşi

İçimde bir sergi var portrelerin
Hayalim heryerde kavrar gölgeni

Aşka ve tabiata ulaştır bizi
Gel kurtar bu şehrin gürültüsünden

Terketme n'olursun bir eşya gibi
Ölümsüz bir hasret yaşarken bende

Vurulmuş bir geyiktir sensiz zamanlar
İçimin ormanı bir yangın yeri

Bir uyku bölmezse anılarımı
Korkarım çıldırtır bu hayal beni

Istırap varoluş şartımız oldu
Esef etme yasım karaymış diye

Bir yanım vahşidir ürkütür seni
Aykırı düşerim sulhçulüğüne

Bir gün deli gibi sarsarak seni
Göklerin yolunu sorabilirim

Başımı taşlara vurabilirim
Aklımdan çıkarsa anılarımız

Paramparçayım sen onar beni
Topla aynalardan eski gölgemi

Göçebe ömrümü bağla zamana
Dağılsın içimin karıncaları

Bir uyku bölmezse anılarımı
Korkarım çıldırtır bu hayal beni
Mehmet Akif İnan

11 Mart 2015 Çarşamba

Bir Deli Kanlı

Aslında sevdiğim ama' yürek soğukluğumun' yüreklerini soğuttuğu insanlar var etrafımda...kimi çok yakın...kimi uzak...hepsi donuyor dışarda...hepsi bir ceset soğukluyla irkiliyor. gençtik biz oysa kanımız deli bir de sıcak akmalı değil miydi? nasıl kuruduk? Nasıl buz kesti yüreğimiz?

6 Şubat 2015 Cuma

ÖRÜKLERİMİZ

kalk gidelim,
yutmadan bizi deniz.
akira bir düş daha görmeden,
çığlık çığlık uzaklaşalım.
ıslık ıslık delip geçelim
bu karartıyı.
o kadınlar,
uyanmadan!
üflemeden düğümlere
biz çözelim,
 kendi örüklerimizi.

gidelim...

12 Ocak 2015 Pazartesi

saçlarına güller taksam...


YAŞANIR

Be hey gönül
uzlaş benimle,
gitti gidenler
bir sen bir ben,
kolsuz, bacaksız
sessiz sedasız,
bağsız, tarlasız,
namsız makamsız
zamansız mekansız
yaşanır...


çaysız, şiirsiz, denizsiz,
hayalsiz,
 yaşanır...






ağlamaya devam...





11 Ocak 2015 Pazar

İSTANBUL


                               Bu yeryüzünden ve gökyüzünden ötedeki şehirdir.
                                                          / sezai karakoç

3 Ocak 2015 Cumartesi

HÜZÜNLER PERİSİ



Sevilen sevene karşı sessiz,
Başkasına sevinçler de dağıtsa...
Sükût, kara yazısı sevenlerin,
Onlar da ne türlü bir kâğıtsa,
Hep keder üstüne yazdılar aşkı.
Sessizce haykırıp durdular,
Bu da ne biçim bir ağıtsa.
Bizim illerde kara sevdâ gibiydi kar
Çünkü sessizdi ak da olsa.
Karanlık ve derin bir sükût idi kar,
Acısı uzardı, sevinci kısa;
Şimdi dilerim yine yağsın, buz kessin ortalık,
Buz kessin, karayel essin, her bir şey tükensin.
Bilirim helâke gidecek ben,
Kalacaklar arasında sensin.
Yetmez mi, “ Hüzünler Perisi” yetmez mi?
Sana bir “ İnşirah Sûresi” neşesi
Bana bir “Yâsin”.

/Hüsrev Hatemi

15 Aralık 2014 Pazartesi

SEN İSTANBUL OLSAYDIN KEŞKE


Hayal
Çamlıca da bir ay gördüm; senindi
Birden o nazenin yüzüne indi
Gözlerinin yeşil denizlerinden
Gülümserdin; has bahçeye dönerdim
Bir zamanlar bulutlardaydı başım
Bir zamanlar sevdalı bir fenerdim
Sabah yalınayak kıyılarında
Avuçlardım doğuşunu güneşin
Akşamları gemilerden kovulur
Hayalini düşürürdüm izime
O sapsarı, günbatımında yanan
Saçlarınla sarılırdın yüzüme

Dünya bize zindan, dünya bize dar
İstanbul olsaydın, ben de gökyüzü
Öylece dursaydık sonsuza kadar

Ben hangi mimarım, bilseydin eğer
Bir lügat yanmazdı böyle ansızın
Eriyip akmazdı kanda cümleler
Dokun, âh süzülsün alevlerinden
Heceler kurusun dudaklarında
Harflerinde beni bekle ve ısın
Yedi saray kurdum yedi tepede
Her gün birisinde uyanmalısın



 1.   Saray
Karanlık akıyor Sarayburnu’ndan
İçinde şiirden bir mumdur zaman
Fitilinde duman duman ayrılık
Topkapı nasıl da incinmiş bundan
Kimindir bu Saray, bu Sultan kimdir
Diye haykırıyor Aya İrini
Ne bilsin, geçerek son nefesinden
Ölmüyor, bulanlar gönül pîrini
Yerebatan Sarnıcı’ndan semaya
Hû diye yükselen suyun sesinden
Her gece nağmeye dönüyor hayal
Al diyor, İstanbul mehtabındır, al

2.   Saray
Nakışları nerde Çinili Han’ın
Çemberlitaş hasta bir gezgin gibi
Kapalıçarşı’da başlayan yangın
Mısır Çarşısı’nda eski bir bahar
Darağacındayız daha dün gibi
Yine kırılıyor bizim aynalar
Genç Osman bakıyor cam kırığından
Surlar yıkılıyor hıçkırığından
Yerleş bu Saray’a kalmadan kışa
Kimimiz şehzade, kimimiz paşa
Yollarda bekliyor nice bendeniz
Yalnız sana meftun toprak ve deniz



 3.   Saray
Sinan mı bakıyor yoksa derinden
Süleymaniye’nin tut ellerinden
En içli duayı okusun taşlar
Öteye yolculuk kapıdan başlar
Bu saray bulunmaz Çin’de, Maçin’de
Sana bir külliye kurdum içinde
Kitaplardan oku ruhumu, heyhat
İksirde ölüm var, zehirde hayat
Gece masallarda açıyor çiçek
Rüya olanda mı,  nerdedir gerçek
Yiğitleri bir bir uyanır yarın
Beyazıt’ta şaha kalkan atların


4.   Saray
Bu Sarayın özü dünyaya değer
Gölgesi kaybolur havarilerin
Ertuğrul Gazi’nin kirpiklerinden
Damlayan su Fatih olurmuş meğer
Ürkek sahillere uzat elini
Bozdoğan Kemeri sarsın belini
Mekân kaybolurken görünsün ışık
Çözülsün yürekte kalan sarmaşık
Dal budak salıyor zulüm ve korku
Hüsrana gömüyor o hazin Şarkı
Yeter söndüğümüz ve yandığımız
Garbın ateşine aldandığımız



 5.   Saray
Zebun olmayacak artık cihangir
Bu Saray’a cümle kapısından gir
Yanına divit al, can mürekkebi
Bir de ben geleyim bir gölge gibi
Bırak da, kalbimde haykırıp yazsın
Beni divit kadar anlayamazsın
Ne haremağası, ne de cariye
Destanımı okur bir gün Kariye
O mel’un ihanet bilsin ki, vatan
Mahrem bir sevdadır, bizi ağlatan
Bir gün yeryüzünü sarar bu sızı
Piri Reis kıyar nikâhımızı


6.   Saray
Bu nasıl çığlıktır, bu nasıl bir âh
Minare tutuştu, yandı mihrimah
Yıllardır inleyen Edirnekapı
Bilmez ki, kimindir bu eşsiz yapı
Çatlamış, mucize bekleyen duvar
Harcında Usta’nın gözyaşları var
Tekfur Sarayı’nda sönen meş’ale
Ruhumla tutuşup gelseydi dile
O simsiyah ezberleri bozardı
Kıskanmanın tarihini yazardı
Lâkin nice Rüstem erse murada
Buluşamaz ay ve güneş dünyada



7.   Saray

Marmara’da kuşlar uçar kanatsız
Gönül süvarisi olur mu atsız
Lâle bahçeleri Leyla kokunca
Çeşmelerden âb-ı hayat akınca
Yiğitler çıkacak bin bir köşeden
Ordular kalkacak Bayrampaşa’dan
Haseki’ye ebabiller konacak
Avareler bunu rüya sanacak
Bir defa dinleyin ağalar, beyler
Bu şehrin surları size ne söyler:
Gül kokulu bir imandır İstanbul
En vefalı imtihandır İstanbul


Rüya

Çamlıca’da yollar gördüm, sararmış
Onlar da ben gibi seni ararmış
Hâlâ bir civanım on sekizinde
Merhem bulmalıyım aşkın izinde
Kendi yokluğumda var olmalıyım
Savrulmak nedendir, tutunmak niye
Ya Sultan asmalı beni bir göğe
Ya ben bir Sultana yâr olmalıyım



Ey derûn yurdunda büyüyen ırmak
Bileyim, nasıldır güneşe varmak
Erimek devlerin dert ocağında
Ve yeniden doğmak ölüm çağında
Gitmek zamanıdır öteye doğru
Çağrı bekliyorum, sade bir çağrı
Bir işaret, bir tebessüm, bir melek
Ne sen kaldın efkârımda, ne felek

Dünya bize zindan, dünya bize dar
İstanbul olsaydın, ben de bir seyyah
El ele yürürdük sonsuza kadar

/ nurullah genç

2 Aralık 2014 Salı

SEBEB EY!





Ürperir tabiat, üfleyince rüzgârı derin gök soluğu
Ulu ses dokununca çarka
Düşer ölümün gölgesi eşyaya. 


Başlar eşyada hareket kurtulmak için kendinden
Daha öteye geçmek için arınmak gibi elbiseden
Yakalar ölümsüzlüğün sonsuz ipini
Sonra ses olur
Zamanın idrak incisi ses döner, döner, döner de
Yönelir sebebe
Sebeb ey! 


Sesi damarla çizer
Mutlak sözü damarda kanla çizer
Uzar bir göz ağrısının gecesi uçsuz bir nehir gibi
Bir bebeğin ilk hecesi düşer ağzından ansızın ve bulur
Sonra toprak sıkışır sıkışır taşar da renk olur tarlada
Günesin çarpılmış elçisi Van Gogh´la gelir önümüze
Portakalla yayılır karanfilde tutuşur karar kılar denizde
Renk denizde karar kılan ebedi tarla olur.
Renk başkaldırırken helezonlar çizerken ses
Som fatih su fetheder tabiatı
Döner döner döğünür eritir dağları yobaz kayaları
Daha der sığmaz kabına yönelir göğe teslim olur
Ve düşerken toprağa çağırır
Sebeb ey! 


Her sabah bütün bitkiler iştahlı bir çocuktur
Emer, emer, emer toprak anayı
O sultan hazinesi o hep veren sonsuz cömert anayı
Yeşil hayat, kırmızı hareket, sarı sabır emer
Ve beyaz iman çizer sesini
Tamamlar kavisini

Sebeb ey!

/ erdem bayazıt

7 Kasım 2014 Cuma

HAZİN KURALLAR/Hüsrev Hatemi-Tuğba SAĞIROĞLU


Kurgusu değişince hayatın, 
Şirin görünür ölüm; bu kuraldır. 
Sanırım ki korkumuzdan, 
Öyle bir duruma düşmüşüz... 
Düşler bile düz, mâcerasız; 
Duygular nehri mecrâsız, 
Yürek vadisi nehirsiz, 
Zehirsiz ve panzehirsiz,Sözde özgür... 
Coşkudan uzak ve yavan 
Gök yerine bir basık tavan, 
Güneş yerine bir kandil. 
Bunun farkına varılınca 
Arkada tek geçit, bin menzil 
Önümüzde yolun sonu görünür; 
Bu da kuraldır.
Hüsrev Hatemi

8 Temmuz 2014 Salı

su'yun halleri: KIŞ!

Nuri Bilge Ceylan filmine öyle bir mekan, öyle bir mevsim, öyle bir müzik seçmiş ki filmin içinde istemeseniz de giriyorsunuz. -İstemeseniz diyorum zira film canlı birini içinde yaşatmayacak kadar havasız!- boğuyor izleyiciyi(!)-bu iyi bir şey-
 ...bir anda bir kavganın ortasında buluyorsunuz kendinizi...kulaklarınızın uğultusu kesilmeden, görüntüde huzurlu loş bir oda içinde, asi ruhların hunharca birbirine saldırışına şahit oluyorsunuz. Mekan olabildiğince huzur, fikir olabildiğince hırçın...
su ve ateş film...
 dışarısı buz, içerisi sıcak-soğuk
dışarısı gri, içerisi ateş,
dış-iç
sıcak-soğuk
kar-ateş
zıtlıklar-dengeler
gerçek-gerçek olmayan
iyilik-kötülük-adalet
doğru-yanlış
aydınlık-karanlık
zengin-fakir,
sessizlik ve alabildiğine ses!
Haneke filmlerinde gibi yer yer,
insanın çıkmazları değil,
insanın kendinden çıkamaması bir türlü.
öylesine başarılı diyaloglar var ki, kendi gerçeğinden çıkamayan herkesi yakalıyor!
işin ilginç tarafı Ceylan izleyiciyi işte tam da burada "HERKESİ KENDİ GERÇEĞİNDE" öylece bırakıp bitiriyor filmini...
Söz gelimi kendi duygularımla bu kadar yüz göz olduğum bir Türk filmi izlemek mutluluk vericiydi. Bir diğer iyi şeyi de söylemeden edemeyeceğim, filmde harikulade bir etnik tip tahlili var...
dindarlar, aydınlar, sağcılar, solcular, zengin ve fakirler, işçiler, memurlar, vasıfsız elemanlar, bir de herkes bilmez bizim yörede bir deyim vardır "ne yedüğü belürsüzler":)

hasılı film asıl filmi izledikten sonra başlıyor...