31 Ocak 2014 Cuma

Allah, Derdimizden Büyüktür.


İslam tarihinin en kanlı ve karanlık devirlerinden birine, belki de birincisine şahitlik etmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Kalbin kapısı kapanmış gibi.
Nurettin Topçu, 'merhametin olmadığı yerde insan da yoktur' diyor. Var mıyız? O halde, şunu söyleyebiliriz: Biz aslında insanı kaybediyoruz. İnsanoğlu, durmadan hata veriyor.
Acımızın ve çaresizliğimizin yüzölçümü her geçen gün büyüyor, büyüyor, büyüyor. Doğu Türkistan ile Orta Afrika Cumhuriyeti'nin arası, sekiz bin kilometreymiş. İşte bu kadar büyük bir coğrafyada, Mehmed Akif'in dizesi tekrar ve tekrar söyleniyor, yaşanıyor: Kimi hindu, kimi yamyam kimi bilmem ne bela.
Bir fotoğraf: Yer, Orta Afrika Cumhuriyeti. Hıristiyan çeteler, yakaladıkları bir Müslüman'ı otomobil lastikleriyle beraber ateşe veriyorlar. Hemen oradaki Fransız askerleri de 'manzara'yı seyrediyor. Böyle bir şey olabilir mi? Oluyor.
Bir de haber: Yer, Arakan. Budist çeteler, Müslümanların yaşadığı bir köye saldırıyor. Şehit sayısı kırktan fazla. (Arakanlı yaşlı bir mültecinin, Ahmet Davutoğlu'na sarılıp ağlamasını hatırlayın.)
Söz biteli çok oldu. Eylem de yok. Bir kadın, öldürülen kocası için ağıt yakmış. Katile şöyle sesleniyor: 'Kolların dibinden düşe.' (Eflâtun Cem Güney, Halk Türküleri, Yeditepe Yayınları, 1956, sayfa 41) Bütün bu zalimliklere, haksızlıklara karşı ne yapabiliyoruz? Ancak bunu.
Yaşananları gördükçe, hesap gününe olan inancım artıyor, artıyor, artıyor. Tek tesellimiz budur. Allah, derdimizden büyüktür. Çok şükür.
/İbrahim Tenekeci

28 Ocak 2014 Salı

KELAM BÜTÜNÜYLE HAYSİYETTİR/Tuğba SAĞIROĞLU


!


BUGÜNKÜ "DÜZ YAZI"NIN NE EDEBİYATLA MÜNASEBETİ VAR,
 NE HAYSİYETLE: BED, CIVIK, YÜZSÜZ.
 KELİMELER İBARENİN İÇİNDE TIMARHANEDEN FIRLAYAN AKIL HASTALARI GİBİ KOŞUYOR. 
HEPSİNİN SIRTINDA AYNI URBA,
 BAKIŞLARINDA AYNI MANASIZLIK. 
NESİR YOKA ARTIK. NAZIM VAR MI Kİ?
CEMİL MERİÇ BU ÜLKE



!
BİR KILICIN KAZANDIĞI ZAFERİ BAŞKA BİR KILIÇ YOK EDEBİLİR.
 KALEMLE YAPILAN FETİHLER, TARİHE MAL OLUR; TARİHE, 
YANİ EBEDİYETE.
CEMİL MERİÇ KIRK AMBAR

15 Ocak 2014 Çarşamba

köşe

Gözlerim,  dalmak değil
dalaşmak istediğinde
 sessizliğe...
 sessizce ağlarım
bir köşede...
ne köşe sorar
ağlayışımın sebebini
Ne ben köşemi yadırgarım...
zevkten dört köşe olmaz benim
köşem...
Doymuş, hantal bir kedi uyumaz
Bir şömine yanmaz köşemde...
ben ağlarım
ve unuturuz ikimizde
neye ağladığımızı...
ben ve köşem
sahici mutlulukları
hiç yaşayamayacak olmayı
artık önemsemiyoruz...
karşılayışını bizi ölümün
yine bir köşe başında belki.
Daha dün annemizin kollarında,
 masalların ancak
masal olduğuna inandırıldık...
devlerin realitesini kabul edip
tüm anlatıcıları susturduk
tüm çocukları uyutamadan üstelik
Biz bir kana bir bayrağa kırmızı dedik...
elma şekeri hiç kırmızı olmadı
bizim çocukluğumuzda.
ķöşe kapmaca oynadık da
kapıp kaçamadık bir tutam
matem bir tutam seziş ve alabildiğine
sır...
daha ne kaldı
köşe bucak aradım
kırgınlıklarını...

Köşem ve ben...
karanlık...


4 Ocak 2014 Cumartesi

ÇIĞ/LIK

hûdperver

sessiz ölümü kim tercih eder bilir misin?
aşıklar...
çığlık çığlığa ayrılırlar dünyadan hem.
aşığın bahtınadır
susku
ve
çığlık...

bütün bu sözlerin bir tek hükmü var


kalabalığın pervanesi sustu
gecenin çıplak atlasında
ilk insanın elleri konuşuyor.

*

avuçlarında yağmurun küçük harfleri
kumlar bir ırmağı denize taşıyor.
*

yazmasaydım, yaşamamış olacaktın.
*

etekleri gurbet ile mühürlü
bir gelin ağıdıyım bacasız evlerde.
*

ey sonsuz gençlik
aynı yaşta oluruz bir gün.
*

mezarlıktan denize doğru
bir erguvan yolculuğu
iki dünya birbirine dolaşıyor.
*

ne oluyorsa perdeler çekilince oluyor
sessizce dışarı çıkıyorum.
*

kaç gündür aklımda kirpiklerinin gölü
boğulmuş bir zamana bakıyorum saygıyla.
*

iki kaşının arasındaki mührü gösterdi
"insanın ruhu görülebilir mi?"
harfler kirpiklerinden dökülüyordu.
*

parkın gölgesine ilişmiş bir emanet zaman
çocuklarla çiçekleniyor sessizce
yalnızlık odalara sığmıyor.
*

açıl susam açıl!
ev, masalını terk etmiş çoktan.
*

çocuklar hayatın harflerine taşı ekledi
anneler biraz daha uzağa bakıyor
anneler biraz daha beyaz.
*

insanın yarası sağken iyileşir*
bu sözle ışıdığım gecenin sabahı
otuz dört çocuğu öldürdüler.
*

mezar taşlarının dili yok, unutma.
*

konuşuyorsun ya
sisten güneşe çıkıyor
kırmızı kuşlar.
*

annem yine sustu
alyansını çevirip duruyor parmağında
hiç geçmiyor duvardaki zaman.
*

güneş değil inandım
serçeler başlatıyor sabahı.
*

çocuk boncuklu bir keder
kadın yeni tanrıların kayıp duası
adam durmadan camlardan düşüyor.
*

bahçenin ortasında bir torba tuz
domates fidelerimi yiyorlar, diyor
salyangozlar bu kötülüğü bilmiyor.
*

bu kadar inanmasaydı
ne doğrusu çekilirdi ne yanlışı.
*

sözüm ağzında kaldı
kime ne söylersen söyle
benden başlayacak cümlen.
*

cennet mavi olabilir ama
insanın çilesi daha güzeldir.*
hayatımı sevdim birden.
*

yarasalar ay ışığını paylaştırıyorlar bahçeye.
*

yaşamadıklarımızın hatırası, dedi
elindeki kitabı uzatarak.
*

bütün bu sözlerin bir tek hükmü var:
seni seviyorum.
*

bu nasıl bir bağış tanrım
ölüm, yaşarken acı veriyor insana.
*

eğer bizi sual eden olursa
boynum armut sapı canım sağ söyle*
*

zeytinler çiçeklendi
deniz kirpiklendi
öyle bir geçti ki yoksulluğumuzdan
canımız yapraklandı.
*

susmak iyileştirmiyor yarayı
yeni yerlere varıyor eski sözler.
*

kapıların kapanma saatleri
eşik, gölge, kirpik
bir elini ötekinde ısıtıyor yalnızlık.
*

yaşlı dünyanın sessiz atları
otlamaya devam edecekler bozkırda*
ölüler gökyüzüne gömülseydi keşke...

                                                                                              2012

/şükrü erbaş